Bir Pedagogun Günlüğü Vol.13

"Çocuk yetiştirme konusunda Türkiye ve Almanya arasındaki farklar"


Bu alt başlığı atarken bile çok tepki geleceğini biliyorum, fakat gerçekleri yazmak, çocukların iyiliği için yol göstermek mesleğimin bir parçası. Yazıma Almanya'da yaşadığım bir anekdot ile başlamak istiyorum.

İlk stajımdı, davranış olarak hırçın olan bir grup küçük çocuğa gözlem yaparak güvenlerini kazanacaktım. Çok hırçın, söz dinlemeyen çocuklardı. Üçüncü seansta çocuklara gelecekle ilgili istekleri ve hedefleri sorulacaktı, tabi çocuk dilinde. Tüm çocuklara sırasıyla gözlem yapıp konuştuktan sonra hepsinden aynı cevabı almak beni şaşkına çevirdi. Hepsi öncelikle iyi bir insan olmak istiyordu. İlerleyen zamanlarda ne kadar çok çocukla çalışma şansım olduysa %90'ı bu cevabı veriyordu. Anaokulundan itibaren aşılanan ana kural, insan olmaktı. O zamandan itibaren bu ülkenin insan yetiştirme tarzına derin bir hayranlık duymam normaldi.


Çocukları yetiştirirken öncelikli olarak aşılamaya çalıştıkları temel kuralları iletmek istiyorum.

İnsancıl olmak, hayvanları ve doğayı sevmek, sağlıklı iletişim kurmak, paylaşmak, sabırlı olmak, hata yapmaktan korkmamak, hatalardan ders almak, neden- sonuç ilişkisi kurmak, olumsuzlukla başa çıkabilmek, çözüm aramak, vazgeçmemek, sorumluluk sahibi olmak, kurallara uymak, kendini keşfetmek, yeteneklerini fark etmek, keşif yapmak, yaşadığı dünyayı tanımak ve en önemlisi birey olmak.


Emin olun; çocukların insani yönünü güçlendirmek için o kadar çaba sarf ediyorlar ki. Peki sizce neden yapıyorlar bunu? Çünkü sosyal ve duygusal zekayı güçlendirirseniz kognitif zekası (yani ders ve anlama ile ilgili olan kısım) zaten kendiliğinden o kadar gelişir. Almanya’da çocuklar daha anaokulunda iken zamanlarının büyük kısmını dış dünyayı keşfederek geçiriyorlar. Ağaçları, böcekleri, yağmuru, çamuru her şeyi dışarıda beraberce öğreniyorlar. Bu aktivite aralarındaki arkadaşlık bağını da güçlendiriyor. Kimse kimseden daha üstün değil, herkes grubun bir parçasıdır ve eşittir.

Anneler çocukları kendilerine bağımlı yetiştirmiyorlar, anaokuluyla uyum içerisinde ilerliemeye çalışıyorlar. Anne anaokulundaki öğretmene gerçekten güveniyor ve çocuğunu ona emanet ediyor. Anaokulundaki kurallar evde de geçerli. Bu sayede, evde her istediği olan çocuklar yetişmiyor.

Özgürlük onlar için, çocuğun dışarıda dünyayı istediği gibi keşfetmesi.

Baba çocuğuna işten sonra bile olsa mutlaka en az 1 saat zaman ayırıyor. Çocuğuna büyük bir sabırla dünyayı anlatıyor ve sorularına cevap veriyor. Haftanın 5- 6 günü akşama kadar çalışıyor diye anne ve baba televizyonu açıp çocuklarını ihmal etmiyorlar. Çocuklarıyla sabırla, zor gelse de kaliteli zaman geçiriyorlar. Otobüse binmeyi öğretiyorlar, birlikte toplum ulaşım kullanıyorlar, market alışverişine çıkıyorlar, ödevlerini ve çantasını kendi hazırlaması gerektiğini öğretiyorlar.

Sıkılınca kendi başlarına oyun kurmayı biliyor çocuklar. Gerçekten iç huzuru olan, mutlu, bencil olmayan ve özgüvenli çocuklar görüyorsunuz etrafınızda. Hayatımın yarısını o ülkede geçirdim, ve inanın ki ne metroda ne de tramvayda şımarıklıktan ağlayan çocuk gördüm, tabi tüm çocuklar aynı diyemem çünkü orada farklı milletlerden çocuklar da görürsünüz.

Ve genelde gördüğünüzde anlarsınız. „Dur yapma“dan anlamayan, otobüsün bir başından bir başına koşan çocuklar.

Yanlış anlamayın, ülkemi ve insanımızı çok seviyorum, fakat çocuk yetiştirme konusunda gerçekten çok bilinçsiziz ve bugün bizim yetiştirdiğimiz bu mutsuz çocuklar sonraki neslin mutsuz ebeveynleri olacaklar. Kültür, maddi olanaklarla ilgili değildir, yaptığınız meslek ya da bulunduğunuz sosyal çevreyle de ilgili değildir. Öncelikle bunu anlamamız gerekir!

Hali vakti yerinde, iyi tahsil almış olmak mutlu sağlıklı çocuklar yetiştirmek için gereken şeylerin en başında gelmez.

79 görüntüleme

www.silaersantektas.com  Copyright 2016 ®  All rights reserved.

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
Bohemian Rhapsody - Queen
00:00 / 00:00